İçeriğe geç

Gizem Gökçe’nin İtalyanca Öğrenmeye Başladığının 30. Gününde Yaptığı Çeviri

Gizem Gökçe, 100 GÜNDE BİR DİL ÖĞREN kapsamında İtalyanca öğreniyor. Ama kısa sürede üst seviye dil öğrenmenin o tarifsiz tadını bir kere aldığı için belli ki İtalyanca ile kalmayacak, daha başka birçok dil öğrenecek.

Gizem, sıfırdan İtalyanca öğrenmeye başladığının henüz 19. GÜNÜ aşağıdaki zor metni İtalyancadan Türkçeye çevirmişti:

Gizem Gökçe’nin İtalyanca Öğrenmeye Başladığının 19. Gününde Yaptığı Çeviri

Bu yazımda da, İtalyanca öğrenmeye başladığının 30. GÜNÜ, evet, sadece 30. GÜNÜ  çevirdiği bir metni paylaşıyorum.

Türk yayın dünyası çok iyi bir İtalyanca çevirmeni kazanıyor.

Carlo Collodi’nin unutulmaz klasiği Pinokyo’nun ilk bölümü Gizem Gökçe çevirisiyle:

I

Nasıl olduysa marangoz Kiraz Usta,

çocuk gibi ağlayıp gülen bir odun parçası buldu.

Bir zamanlar…”

Bir kral varmış!” diyecektir küçük okurlarım hemen.

Hayır çocuklar, yanıldınız. Bir zamanlar bir odun parçası varmış.

Öyle değerli bir odun parçası değildi, ateş yakmak ve odaları ısıtmak için kışın ocağa, sobaya atılan sıradan odun parçalarından biriydi.

Günlerden bir gün bu odun parçası, nasıl olduysa Antonio Usta adında yaşlı bir marangozun dükkanına geldi. Burnunun ucu her zaman kiraz gibi parlak ve kırmızı olduğundan, herkes ona Kiraz Usta derdi.

Kiraz Usta bu odun parçasını görünce çok sevindi, memnuniyetle ellerini ovuşturarak mırıldandı:

“Tam vaktinde buldum bu odunu, sehpa bacağı yapmak için kullanabilirim.”

Sözü biter bitmez baltasını kaptı ve odun parçasının kabuğunu soyup kesmek için işe koyuldu. Ama daha ilk darbeyi indirecekken eli havada öylece kalakaldı, çünkü incecik bir sesin konuştuğunu duydu:

Çok sert vurma!”

İyi kalpli yaşlı Kiraz Usta’nın halini varın siz düşünün!

O cılız sesin nereden geldiğini anlamak için şaşkın gözlerle odaya bakındı ama kimseyi göremedi! Tezgâhın altına baktı, kimse yoktu; hep kapalı duran dolabın içine baktı, kimse yoktu; talaş sepetine baktı, kimse yoktu; hatta dükkânın kapısını açıp dışarı baktı, yine kimse yoktu. Peki ya neydi o ses?

“Anladım,” dedi gülümseyerek, bir yandan da peruğunu kaşıyordu. “Demek ki o sesi ben uydurmuşum. Hadi öyleyse, işime döneyim.”

Eline tekrar baltasını aldı ve odun parçasına esaslı bir darbe indirdi.

“Ahh! Canımı yaktın!” diye acıyla bağırdı aynı cılız ses.

Bu defa Kiraz Usta gözleri korkudan fal taşı gibi açılmış, ağzı bir karış, dili çenesine kadar sarkmış halde donakaldı. Yüzü, çeşmelerin üzerindeki çirkin suratlara benzedi.

Kendine gelip bir şeyler söyleyebildiğinde, korkudan titreyip kekeleyerek:

“Peki ama o ince ‘Ahh’ sesi de kimden geliyor? Üstelik burada kimsecikler yok. Bu odun parçası çocuk gibi ağlayıp sızlanmayı öğrenmiş olmasın? Yok artık! İşte önümde duruyor, tıpkı diğerleri gibi bir odun parçası, şöyle ocağa atacaksın, üstünde de bir tencere fasulye pişireceksin… Yoksa?… İçine biri mi saklandı acaba? Yandı o zaman. Şimdi görür gününü!”

Böyle söyleyerek, zavallı odun parçasını kaptığı gibi acımasızca odanın duvarlarına çarpmaya başladı.

Sonra da hâlâ inleyen bir ses var mı diye durup dinledi.

İki dakika bekledi, çıt çıkmıyordu; beş dakika dinledi, çıt çıkmıyordu; on dakika dinledi, yine çıt çıkmıyordu!

“Anladım,” dedi kendini gülmeye zorlayarak, bir yandan da peruğunu karıştırıyordu. “Demek ki ‘Ahh’ diyen o sesi ben uydurmuşum. Hadi öyleyse, işime döneyim.”

Öyle çok korkmuştu ki cesaretini toplayabilmek için bir şarkı mırıldanmaya başladı.

Baltasını bir kenara bırakıp bu defa eline rendeyi aldı, odun parçasını temizleyip rendeleyecekti ama rendeyi aşağı yukarı gezdirdikçe, aynı cılız sesin kıkırdayarak:

“Dur! Beni gıdıklıyorsun!” dediğini duydu.

Kiraz Usta bu kez yıldırım çarpmış gibi yığıldı. Gözlerini yeniden açtığında, kendini yerde otururken buldu.

Yüzü allak bullaktı, her zaman kırmızı olan burnunun ucu bile korkudan morarmıştı.

Tarih:Konuk YazarUncategorized

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: