İçeriğe geç

KONUŞARAK DİL ÖĞRENEMEZSİNİZ!

Hadi gelin, birlikte, dil öğrenmeye dair saçma sapan bir putu daha kıralım.

Ne mi bu put?

Konuşularak dil öğrenileceği putu.

İki dil öğrenme ekolü var:

Benny Lewis vs.’nin içinde bulunduğu ekol dil öğrenmeye başlayan birinin İLK GÜNDEN itibaren konuşmaya başlaması gerektiğini söylüyor.

Steve Kaufmann, Lydia Machova vs. gibi polyglot’ların temsil ettiği ekol ise bir dile yüzlerce saat yatırım yaptıktan, aylar boyunca okuyarak ve dinleyerek ciddi bir temel oluşturduktan sonra konuşmaya başlamak gerektiğini söylüyorlar.

Ben birinci ekole yakınım.

İnsanın, öğrendiği dilde bildikleri çoğaldıkça “mükemmeliyet sendromu”na yakalandığını, çok iyi konuşacağım, derken hiç konuşamadığını düşünüyor, bu yüzden de, daha hiçbir şey bilmiyorken, yani ilk günden itibaren birkaç kelime ve cümle ile bile olsa konuşmaya başlaması gerektiğini savunuyorum.

İlkem:

Önce konuş. Sonra, daha iyi konuş.

İşe, daha iyi konuşmakla başlayınca hiç konuşamıyor insan çünkü.

Buna rağmen, bir dili sıfırdan öğrenmeye başladığım ilk günden itibaren konuşmamız gerektiğini düşünmeme ve bunu kendi dillerimde uygulamama rağmen bu putu yıkmak zorundayım:

KONUŞARAK DİL ÖĞRENEMEZSİNİZ.

Dil ancak bir süre boyunca yoğun biçimde okuyarak, yani bilgi girişi yaparak öğrenilir. (Buna dil öğrenme terminolojisinde “input” diyoruz.)

Konuşmak ise “output”tur. Bilgi çıkışıdır. Bildiklerinizi gösterdiğiniz bir eylemdir.

Konuşurken ancak, ZATEN BİLDİKLERİNİZİ söylersiniz.

Konuşuyorsunuz diye size yeni kelimeler, cümleler, ifadeler vahiy olunmaz. Ancak bildiğiniz kadarını dile getirebilirsiniz.

Konuşmak sadece konuşma pratiği yapmanızı sağlar. Sizi psikolojik anlamda rahatlatır. Bir yabancı dilde konuşmakta korkulacak bir şey olmadığını anlarsınız. Bu yüzden de konuşma pratiği yaptıkça daha rahat konuşmaya başlarsınız.

Kapalı Çarşı esnafını getirin gözünüzün önüne. Yıllardır turistlere her gün aynı cümleleri tekrarlaya tekrarlaya konuşmaktan hiç çekinmez hale gelirler. Ama hiç, bildiklerini her gün papağan gibi tekrarladı diye gerçek anlamda, hakkını vererek yabancı dil öğrenmiş bir esnaf gördünüz mü? Tabii ki, görmediniz. Bu, mümkün değil çünkü.

Ama aynı esnaf her akşam eve gittiğinde yarım saat, bir saat kitap okusaydı, bilinçli dinleme çalışmaları yapsaydı işler çok farklı olurdu tabii. Bu sayede, bilgi girişi her geçen gün artardı. Konuşmaktan hiç çekinmediği için de öğrendiklerini rahatlıkla dile getirir, kendine her gün daha fazla güven duyardı. Bu sürecin sonunda da etkileyici bir dil bilgisine, görgüsüne, kültürüne ulaşırdı.

Ama turistik yerlerdeki satıcılar bunu yapmadıkları için otuz yıl boyunca aynı birkaç cümleyi temcit pilavı gibi tekrarlayıp dururlar. Otuz yıl önce ne kadar dil biliyorlardıysa otuz yıl sonra da aynı yerde kalırlar.

Buna en iyi örneği müzik alanından verebilirim:

ÇALARAK ASLA İYİ BİR MÜZİSYEN OLAMAZSINIZ. Çalmak, dil öğrenme alanındaki KONUŞMAK’tır, “output”tur çünkü.

Müzisyen, ÇALIŞARAK olunur. Tıpkı ancak DİL ÖĞRENİLEREK, “input” ile akıcı bir seviyeye gelinebileceği gibi.

Otuz yıl boyunca kafede, barda gitar çalın. Zerre kadar gelişmezsiniz. Aksine, muhtemelen yanlış yunluş alışkanlıklar edinir, gittikçe daha kötüye gidersiniz.

İyi bir gitarcı olabilmek için her gün bilinçli bir şekilde çalışmanız gerekir. Hayatımı enstrüman çalışmaya adadım, oradan biliyorum. Bir enstrümanda iyi olabilmek için her gün bilinçli bir şekilde çalışmanız, kendinizi her gün biraz daha ileri itmeniz gerekir.

Sahneye çıkmak, çalmak sadece sahne heyecanınızı yenmenize yardım eder.

(Tıpkı konuşma pratiği yapmanın sadece konuşma korkunuzu yenmenize yardım edeceği gibi.)

Ama sahneye çıkıyorsunuz diye enstrümanınızda gelişmezsiniz.

(Tıpkı konuşuyorsunuz diye öğrendiğiniz dilde gelişmeyeceğiniz gibi.)

Enstrüman çalma işinde asıl gelişme odada, çalışarak yaşanır.

Akıcı şekilde konuşmaya, zevk alarak kitap okumaya, söylenen her şeyi anlamaya giden yoldaki engeller ancak bilinçli bir şekilde dil öğrenerek aşılır.

Tarih:100 günde bir dil öğrenYabancı Dillerim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: