İçeriğe geç

NEDEN 100 GÜN?

Yazdığım yazılar, önerdiğim kitaplar etkili oluyordu.

Her gün çok sayıda insandan teşekkür mektupları alıyordum.

Yazılarımı okumuş birçok insan da mektup yazıp benden yardım istiyordu.

Yardım isteyen mektuplardaki şikâyetler çoğunlukla şunlardı:

“Semih Bey,

– Hep şunu şunu yapmak istiyorum ama bir türlü sonunu getiremiyorum;

– Hayatımı boşa geçirdiğimi düşünüyorum;

– Potansiyelimi kullanamadığımı hissediyorum;

– Olmak istediğim insan olamadığımı görüyorum;

– Üzerime sanki ölü toprağı serpilmiş gibi. İstediğim hiçbir şey için harekete geçecek gücü bulamıyorum kendimde;

– Artık hiçbir şey heyecanlandırmıyor beni. Çok istediğim şeylere bile başlayınca bütün heyecanımı yitiriyorum;

ne yapabilirim? Bana yardım edin?”

Yıllar boyu, kendi işlerimi bıraktım ve bana mektup yazan insanlara uzun, ayrıntılı cevaplar verdim.

Onların sorunları üzerine kafa yordum.

Kitapları karıştırdım.

Konunun uzmanı arkadaşlarıma danıştım.

En önemlisi de, aynı durumda olsam ben ne yapardım, sorusuna, karşımdaki insanın ben olmadığını aklımdan hiç çıkarmadan, cevaplar aradım ve aldığım mektuptan çoğunlukla daha uzun ve özenli bir cevap verdim.

Herkese bir şekilde cevap vermeye çalıştım. O kadar ki cevap vermediğim mektupların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Bunu neden yaptığımı, yakınlarım, arkadaşlarım, hatta annem dahi bir türlü anlayamadılar.

Sonuçta bu yazışmalar çok zamanımı alıyordu.

Bu işin bana maddi bir getirisi de yoktu.

O zaman böyle bir şeyi neden yapıyordum?

Bunca işim varken, aynı anda birkaç mesleği icra ediyorken, tanımadığım, muhtemelen, hiçbir zaman da tanımayacağım insanlar için neden bu kadar kafa patlatıyor, zahmete giriyor, uzun saatler ayırıp böyle ayrıntılı cevaplar veriyordum?

Bu soruya uzun süre ben de cevap veremedim.

Çünkü bu yaptığım, planlı programlı bir şey değildi. Başka türlüsü mümkün olmadığı için, bir zorunluluktan yapıyordum bunu. O yüzden de, dışarıdan bakıldığında bana hiçbir getirisi olmayan bu şeyi neden yaptığım sorusuna ben de uzun süre tatmin edici bir yanıt getiremedim.

Ama artık biliyorum. Bunca zaman ve hâlâ, neden tanımadığım onca insana, hatta son derece berbat ve saygısız bir üslûpla yazanlara dahi yardımcı olduğumu biliyorum:

Çünkü ben, birinin, istiyorum ama yapamıyorum, istiyorum ama yapamam, demesine katlanamıyorum.

Tekrarlıyorum:

Çünkü ben, birinin, istiyorum ama yapamıyorum, istiyorum ama yapamam, demesine katlanamıyorum.

Bir insanın, bir şeyi isteyip de yapmaması, yapamaması, harekete geçememesi, harekete geçse bile ilk engelde yılması bana hayatını boşa harcadığını gösteriyor.

Bir insanın, hayatını boşa harcaması da gözümde ölmekten farksız.

İşte, birisi bana, hayatımı boşa geçirdiğimi düşünüyorum/hissediyorum, bana yardım edin Semih Bey, diye yazdığı zaman cevap vermezsem, sanki ölmek üzere olan birine yardım etmiyormuşum, ölümün eşiğindeki birine elimi uzatmıyormuşum hissine kapılıyorum.

Bu yüzden de sadece son bir yıl içinde, en azından yüzlerce saatimi, kim olduklarını bilmediğim insanlara bir şekilde yardım eli uzatarak harcadım.

Aldığım mektuplardaki çığlıklar beni çoğunlukla düşünmeye sevk etti. Bunun üzerine yazılar yazdım.

Fakat sonra anladım ki bu şekilde de kimseye tam anlamıyla yardım edemiyorum. Ne kadar mektup yazsam da, ne kadar yazı paylaşsam da, ne kadar kitap önersem de bir şeyler hep eksik kalıyor. Yaptığım şey, uzattığım yardım eli, her zaman olmasa da çoğunlukla, birkaç günlük motivasyondan öteye geçemiyor.

Bunu fark etmem beni öncelikle YAZI KOÇLUĞUNA itti. Nasıl daha iyi yazarım, sorusuna cevap arayan birçok insana kuru lafın ötesine geçip gerçek anlamda yardım etmek için YAZI KOÇLUĞU yapmaya başladım. Yazmak (veya daha iyi yazmak) isteyen insanlara uzun süredir, yazının dolambaçlı ama nefes kesici yollarında rehberlik yapıyorum.

Sonra YAŞAM KOÇLUĞU serüveni başladı. Ben yaptığım şeye hiçbir zaman YAŞAM KOÇLUĞU demeyi tercih etmedim ama yaptığım şeyin, herkesin hemen anlayabileceği en kısa tanımı bu: YAŞAM KOÇLUĞU.

Derken, 100 GÜNDE BİR DİL ÖĞREN, doğdu. Dil öğrenmek istediğini ama ne yapacağını, nereden başlayacağını bilemediğini söyleyen insanlara büyük özenle yazdığım cevapların tam anlamıyla etkili olmadığını görünce 100 GÜNDE BİR DİL ÖĞREN‘i yarattım ve şu an, birbirinden değerli çok sayıda insanın DİL KOÇLUĞUNU yapıyorum. Kuru cevaplarım, mektuplarım etkili olmuyordu ama 100 GÜNDE BİR DİL ÖĞREN o kadar etkili oldu ve oluyor ki, ne kadar anlatsam az kalır. (100 GÜN İÇİN NE DEDİLER’i okumak için yandaki bağlantıya tıklayınız: http://100gundedilogren.com/100-gun-icin-ne-dediler/)

Bu üç projem de bir zorunluluktan doğdu.

Üçünü de yapmamam imkânsız hale gelmişti ve şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki başlamışım, diye düşünüyorum.

Evet, bu uğurda çok zamanımı ve enerjimi harcadım.

Ama aynı zamanda da, inanılmaz çok şey öğrendim.

Bu sayede, hayal dahi edemeyeceğim mutluluklar yaşadım.

Önümüzdeki günlerde yine çok değerli insanlarla birlikte bir yolculuğa çıkacağız.

Hayatlarına bir anlam katmak, hayatlarının akışını olumlu yöne çevirmek isteyen çok değerli insanlarla heyecan verici bir yolculuğa çıkacağız ve gerçek potansiyellerini kullanmalarını, önlerine çıkan fırsatları değerlendirmelerini ve kendilerini bulmalarını, bulmaktan da öte, kendilerini yeniden yaratmalarını sağlayacağız.

Bütün bunlar bir zorunluluktan doğdu, sözümü anlamayanlar olacaktır O yüzden, daha açık anlatacağım:

Ben şimdi aşağıdaki mektuba, bugün aldığım bu güzel mektuba nasıl olumlu cevap vermem? Bana uzanan yardım elini nasıl tutmam, korkma, ben yanındayım, olmak istediğin sen olacaksın, nasıl demem?

Bu mektubun sahibiyle de en kısa zamanda heyecan dolu bir yolculuğa çıkacağız:

“Semih merhaba. Seni tanıdığım için çok mutluyum. 100 GÜN projeni henüz dil için kullanamamış olsam da bir fikir geldi aklıma.

Ud dersine başladım henüz çok taze udî aday adayıyım. Ama acayip zor geldi. Bu zor algısını kırmanın en güzel yolu biliyorum ki düzenli çalışmak. Hiç aksamadan, mütemadiyen aksatmadan çalışmak. Ben de bi karar aldım, 100 GÜN boyunca her gün udumu elime alıp bugün dünden bir adım daha güzelleşmek için nasıl çalışıp geliştirebilirim ona bakacağım.

Bir de şey, nasıl söylesem, benim yıllardır boğuştuğum, verip verip hoop geri aldığım kilocuklarım var. Kilocuk dediğime bakma çok büyükler! Bunun için de bi şeyler düşünmekteyim. Udu tek başıma çalışabilirim lakin kilo kısmı beni aşar. Bunu eski deneyimlerimden yola çıkarak söylüyorum. Planım programım hepsi hazır. Ne yapacağımı nasıl kilo vereceğimi biliyorum, uzman oldum bu konuda(!) yapa yapa. Tek sıkıntım üç beş gün yapıp geri bırakmak. Devamlılık arz etmesi için günlük sana rapor verir isem sanırım daha etkin olur. Ne dersin salt zayıflamaya odaklanmadan sağlıklı yeme ve sağlıklı bedenimi koruma bilinci kazanma sürecimde birlikte yol alır mıyız?

Hatta şu an koştum kitaplığa iki ayrı defter aldım. Biri ud için şükür günlüğü olacak bir de kilo ile alakali günlük mutlaka üç yeni güzel alışkanlık edineceğim program için kullanılacak. Radikal yasaklar değil minik minik farkındalıklar. Mesela bugün su daha çok içtim. Tuzu azalttım, bedenimi sevdim, onu hissettim, onunla konuştum, aslında bu kadar yemek yemeye ihtiyacım olmadığını biliyorum, yeterli ve sağlıklı beslenmenin nasıl bi his olduğunu biliyorum gibi gibi.. iyi ki varsın iyi ki varsın iyi ki fark ettim seni… Bunun için çok şükür, çok…”